KAPAT
reklam
KAPAT
reklam
HAYVANCILIK İŞ FİKİRLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAYVANCILIK İŞ FİKİRLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2012 Cumartesi

MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ

zaman: 09:23 0 yorum

MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ


MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ

Hayvancılık iş fikirleri'nden Manda yetiştiriciliği, girişimciler için yeni bir fırsat kapısı aralayabilir. Zira manda popülasyonu son yıllarda oldukça düştü. 


       40 yıl önce sulak alanların 'sıtma eradikasyonu' gerekçesiyle kurutulması ve mandanın sulak alanları
sevmesi nedeniyle 1960'larda bir milyona yaklaşan manda popülasyonu günümüzde 70 bin adede kadar gerilemiş durumda. 

       Manda yetiştiriciliği, başta Tarım Bakanlığı olmak üzere çoğu kurum ve üniversite tarafından destekleniyor. Düşük faizli uzun vadeli krediler ise devlet bankalarında bu işin girişimcilerini bekliyor. 

       Kayseri Damızlık Birliği Başkanı Güney Çakı, özellikle mandanın süt ve yoğurduna oldukça talep olduğunu ifade ediyor. İnek sütünün litresinin 80 kuruş olmasına karşın manda sütünde bu fiyatın 2 TL’ye çıktığına dikkat çeken Çakı, “Manda yetiştiriciliği oldukça randımanlı. 100 baş manda için 80 bin TL yatırım yeterli. İstanbul’da Çatalca, Trakya bölgesi, Kayseri’nin Develi bölgesi manda yetiştiriciliği uygun” diyor.


MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ 


Manda, sığıra göre geç gelişen bir hayvandır. Gelişme 6.yaşa kadar devam etmektedir. Ömürleri 30 yıl kadardır. Cinsi olgunluğa ulaşma yaşı sığırdan geçtir; bundan dolayı 1 yaşına kadar erkek ve dişi mandalar bir arada tutulabilmektedirler. Manda düveleri 13-14 ay yaştayken cinsi olgunluğa ulaşır. Bu nedenle manda düveleri 22-24 ay yaştayken tohumlanabilir verilebilir. (sığırlarda olduğu gibi manda düveleri de ergin canlı ağırlıklarının ¾’üne ulaştığında to­humlanabilir. Ancak erken yaşta elde edilen gebeliklerde yeterince beslenememe sonucunda gelişme geriliği, çok düşük süt verimi alın­ması riski göz önünde tutulmalıdır.) Erkek mandalar ise 20-21 ay yaştan sonra boğa olarak 5-6 yaşa kadar kullanılabilirler. Boğaların damızlıkta kalma yaşı 2-15 yıldır.Manda ineklerinde kızgınlık sığırlardaki kadar belirgin değildir ve kızgınlık dönemi daha sakin geçer. Kızgın olan mandada, ineklerde olduğu gibi başka manda ineklerinin kendi üzerine sıçramasına izin verme yada başka manda ineklerin üzerine kendisinin sıçraması gibi belirtileri her zaman görmek mümkün olmamaktadır.

Kızgın olan mandada belirtiler, süt veriminde azalma, hareketlilik ve tedirginlik, vulvanın ödemli bir hal alması, çara akıntısının gelmesi ve boğanın sürekli kızgın mandanın peşinde dolaşması gibi belirtiler bulunur. (sonuncu hariç diğer belirtileri her zaman görmek mümkün değildir. Mandada kızgınlığı en kolay yöntem, arama boğası kullanmaktır. Mandaların gebelik süreleri ırk, iklim, yetiştirildiği ülke gibi du­rumlara göre 299-346 gün arasında değişmekle beraber ortalama ola­rak 10.5 ay yada 315-319 gün Gebelik rektal muayene ile saptanabil­diği gibi sütteki değişiklikle de 20 gün gibi çok erken olarak da saptanabilmektedir. Doğum sığırlara göre daha kolay ve kısa sürede gerçekleşmektedir. Bunda manda sağrısının düşük ve geniş olmasının önemli rolü vardır. Doğum süresi, doğum kanallarının gevşemesi, malağın dışarıya çıkarılması ve plasentanın atılması dahil ortalama 302 dakikadır. (yaklaşık 5 saat) Sığırda ise bu süre ortalama 540 dakikadır. (yaklaşık 9 saat) Manda plasen­tası yapı olarak sığır plasentası gibidir ve ortalama olarak 3.22 kg ağırlığındadır. Doğumdan sonra dölyatağının eski haline dönmesi için gereken süre 15-67 gün yada ortalama olarak 39 gün kadardır.İkiz doğum mandada çok seyrek olup yavru atmayla sonuçlanma olasılığı yüksek olması dola­yısıyla manda yetiştiriciliğinde istenmemektedir.

MANDADA BAKIM VE BESLEME


Manda değişik çevre koşullarında dahi yetiştiricisini tatmin edebilecek derecede uyum kabiliyeti ve verime sahip olan, oldukça kanaatkar bir hayvandır. Sığırla kıyaslandığında daha sert mizaçlı ve huysuz olsa da kısa sürede bakıcısına alışmaktadır. Genellikle kalite­siz, hacimli kaba yemleri çok iyi değerlendirir. 

Hayvan yetiştiricili­ğinde yem önemli bir unsurdur. Giderlerin büyük bir kısmını yemler oluşturmaktadır. Kaba yemler içerisinde kalitesi düşük, sellüloz oranı yüksek olan yemler en ucuz yemlerdir. Mandalar bu gibi yemleri se­verek yedikleri gibi o oranda da verime dönüştürürler.. Bataklık ve sazlık meralarda, ucuz kaba yemlerin bulunduğu bölgelerde manda yetiştiriciliği oldukça ekonomiktir. Yapılan çalışmalar mandanın kesif yem tüketiminin sığırdan daha az, kaba yem tüketiminin ise daha fazla olduğunu göstermekte­dir. Gebe mandalarda gebeliğin son iki ayına kadar kaba yem so­runu olmadığı sürece ek bir yem vermeye gerek yoktur. Ek yemleme gebeliğin son iki ayında 1.5-2kg kadar kesif yem verilmesi şeklinde olmalıdır. Gebe mandaların doğumlarına 2-3 gün kalana kadar me­raya çıkarılmalarının bir sakıncası bulunmamaktadır. Ancak merada doğurması olasılığına karşı, bu süre içerisinde padokta yada müm­künse ayrılmış doğum bölmesinde tutulması ana ve malağının sağlığı açısından daha uygun olur.Uygun bir şekilde yemleme yapılması, kaba ve kesif yemlerin ne miktarda veri­leceğinin bilinmesine gerek vardır. Yaşama payının tamamı ve verim payının bir kısmı işletmedeki kaba yemlerden karşılanması gereklidir. Verim payı için ihtiyaç duyulan enerji miktarı sapta­nırken sütteki yağ oranı dikkate alınmalıdır. Manda sütünde ortalama yağ oranı %8dir. Süt yemi hazırlanırken %8 yağlı süte göre rasyon hazırlanmalıdır. Manda, suyu çok seven bir hayvandır. Derisinin koyu renkli, kalın ve deri altı ter bezlerinin az olması nedeniyle sıcak yaz günlerinde vücut ısısı yükselir; bundan dolayı hayvan çok rahatsız olur ve verimi düşer. Bu nedenle manda­nın serinlemesi için bulunduğu yerde göl, gölet, deniz, nehir ve ba­taklık gibi su kaynağının olması gerekir. Bu gibi su kaynağının bu­lunmadığı yerlerde 2-3m derinliğe kadar eğimli rahatça yüzebilecek­leri büyüklükte bir havuzun olması yada hiç olmazsa duş sisteminin bulunması yada üzerlerinin hortum v.b. araçlarla ıslatılması gereklidir.
MANDADA DOĞUM

Daha önce de değinildiği gibi mandalar ortalama 10.5 ay (315-319 gün) süren bir gebeliğin sonunda çoğunlukla bir malak doğu­rurlar. Doğum ortalama 5 saat sürer ve çoğu zaman günün sakin sa­atlerinde, gece ve sabaha karşı, genellikle yardıma gerek kalmaksızın gerçekleşir. Doğum yapacak mandalar mutlaka ayrı bölmeye alınmalı ve ortamda yabancı kimselerin bulunmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde mandalar yapıları gereği çok çabuk strese girebildikle­rinden doğumda gecikmeye yol açılabilir. Doğumdan hemen sonra malak ana tarafından yalanarak kurulanır. Bu dönemde bakıcıların yada alışkın olduğu kimselerin dışındaki insanların yanına gitmeleri, ananın malağı kıskanarak saldırmasına neden olabileceğinden tehli­keli olabilir. Doğumu takiben 30dk-2saat içerisinde son (eş) düşer.Düşen son derhal hayvanın yememesi için uzaklaştırılmalıdır. Sonun düşmediği olgularda veterinere müracaat edilmelidir. Bazı ergin man­dalar ile özellikle manda düvelerinde döl yatağının dışarı çıkması sığırlara göre daha sık olmaktadır. Bu nedenle doğum yapan manda bir süre gözlenerek daha olayın başında veterinere haber verilerek önlenmeli­dir.
 MALAKLARIN BAKIMI VE BESLENMESİ 

1-Malağın Anasına Emzirilmesi: Yetiştiricilerin bazısı ma­lağı sağımdan önce, bazıları da sağımdan sonra anasına emzirmekte­dirler. Sağımdan önce emzirilen malak, ihtiyacından fazla, sağımdan sonra emzirilen malak ise ihtiyacından az süt alabilir. Temiz emzir­mede ideal usul, ana sağılırken aynı anda ayrılacak memeleri malağa emzirtmektir. Bu şekilde hem malak istenilen miktarda süt içer hem de malağın emmesi ananın süt salgılamasına etki yaptığından sağım işi kolay olur.Malağın canlı ağırlığının %10’u kadar süt içmesi gerekmektedir. 12 haftalık süt içme döneminin ilk altı haftasında canlı ağırlık artışına paralel olarak süt miktarı artırılır.

2-Malağa Elden Süt İçirilmesi: Elden süt içirilerek malakların beslenmesi arzulanan bir durumdur. Bu yolla malaklar için süt içirme planı yapılarak, öğün sayısı, içirme zamanı, malağın içeceği süt miktarı gibi birçok bilgiye yer verilir. Süt içirme işlemi sağım za­manı ve anaya bağlı değildir.

Elden süt içirmede, içirilecek sütün sıcaklığı hayvanın vücut sı­caklığında yada ortalama 35oC olmalıdır. Soğuk süt ishale neden olacağından, soğuk süt içirmekten kaçınılma­lıdır. Elden süt içirme programında 12 haftalık süre yeterlidir. İçiri­lecek süt miktarı malak canlı ağırlığının %10’u kadar olmalıdır. İlk 6 haftalık dilimde malak canlı ağırlık artışına paralel olarak süt miktarı artırılır. İkinci 6 haftalık dilimde süt miktarı tedricen azaltılarak 12 hafta sonunda sütten çıkarılır.Malaklara elden süt içirme kova yada emzikli kovalarla yapıla­bilmektedir.

3-Malakların Kuru Ot ve Karma Yem İle Beslenmeleri: Geviş getiren hayvanlarda verimli bir yetiştiricilik yapmanın esasla­rından biri de süt içen hayvanların mümkün olan kısa sürede kuru ot ve karma yem yemeye alıştırılmalarıdır. Malaklar 8-10 günlük iken geviş getirmeye başlar, dolayısıyla bu yaştan itibaren önlerinde bulunan kuru ot ve karma yemleri tükete­bilirler. Bu nedenle 10.günden itibaren malakların önünde devamlı olarak malakların önünde karma yem ve yumuşak kuru yada yaş ot bulundurulmalıdır. Bu şekilde kaba yem verilerek rumen gelişimi hızlandırılabilir ve hayvanların yeterince protein ve sellüloz almaları sağlanmış olur.Malak karma yemleri, erken sütten kesilip kesilmediğine göre %16-18 HP ve enerjisi ise 630 NB civarında olmalıdır. Karma yemler hazırlanırken, sindirilme düzeyinin yüksek olmasına ve içerdiği pro­tein yapısının süt proteinine yakın olmasına özen gösterilmelidir. Bu nedenle pahalı da olsa içerdiği proteinli, süt proteinlerine yakın olan soya küspesi, hatta et-kemik unlarının malak karmalarında kulla­nılmasında yarar vardır. Malak karma yemlerinde diğer çiftlik hay­vanlarının yemlerinde olduğu gibi, arpa,buğday, çavdar, mısır kır­maları, buğday kepeği, yağlı tohum küspeleri,vitamin ve mineral kat­kıları, tuz ve mermer tozu kullanılır.


23 Kasım 2011 Çarşamba

Kurbağa Bacağı, Artık Türk Restaurantlarında....

zaman: 12:49 0 yorum



İstanbul ve Ankara’daki restoranlarda 40 liraya satılan bu lezzet artık çeltik üretiminin yoğunluğu nedeniyle Edirne'de 7.5 TL'ye düştü.



AVRUPALI zenginlerin lüks ve pahalı yemeği kabul edilen kurbağa bacağı, Edirne'deki bir restoranda porsiyonu 7.5 liradan satılıyor. Kurbağa bacağının, tavuk ve balığın lezzetini bir arada sunduğunu belirten restoran işletmecisi Mehmet Ali Arabacı, "İstanbul ve Ankara’daki restoranlarda 40 liraya satılan kurbağa bacağını her keseye uygun olarak satıyoruz. Kurbağa bacağı zengin yemeği olmaktan çıktı" dedi.

Edirne’de ’Su bülbülü’ olarak adlandırılan ve Avrupa ülkelerine ihraç edilen kurbağa, balık restoranlarının mönülerinde yer almaya başladı. Meriç Nehri kenarında restoran işleten Mehmet Ali Arabacı da kurbağa bacağı satıyor. Çeltik üretiminin yoğun olarak yapıldığı İpsala’da su kanallarından toplanan kurbağa bacağının kilosunu 18 liradan satın alan Arabacı, kurbağa bacağının porsiyonunu 7.5 TL’den satıyor. Kurbağa bacağının tavuk ve balığın lezzetini bir arada sunduğunu belirten Arabacı, şöyle dedi:

"Dinlendirilmiş kurbağa bacağını yumurta ve mısır ununa batırdıktan sonra kısık ateşte 10 dakika pişirip servis ediyoruz. Dinen yasak olmayan besleyici kurbağa bacağı balık kadar tercih edilir hale geldi. İstanbul ve Ankara’daki restoranlarda 40 TL’den satılan kurbağa bacağını her keseye uygun olarak satıyoruz. Kurbağa bacağı zengin yemeği olmaktan çıktı. Restoranımızda günde 15-20 kilo kurbağa bacağı tüketiliyor."

Milliyet

28 Haziran 2011 Salı

ipek böceği yetiştiriciliğinden dönemine 3.000 TL para kazanıyorlar.

zaman: 19:27 0 yorum

Bursa'nın, İhsaniye köyü, Mayıs ayının ortalarında Kozabirlik tarafından tohumların teslimiyle başlayan ve Haziran sonlarında kozaların toplanmasıyla son bulan ipek böcekçiliğinin yapıldığı
nadir bölgelerin başında geliyor.İpek böcekçiliğinin en önemli merkezlerinden biri olan ve 100 yılı aşkındır damızlık ipek böceği üreten İhsaniye köyünde bu işle uğraşan ailenin sayısı giderek düşüyor.

Yaklaşık 20 yıldır ipek böcekçiliği yetiştiriciliği yapan köylülerden Kadir Buran, Türkiye'de damızlık böcek yetiştiriciliği yapan bölgenin çok az olduğunu belirterek, “İnegöl'de de bizim köy haricinde koza yetiştiriciliği yapan yok. Kozabirlik'le anlaşmalı çalışıyoruz. Haftalık denetimini yapıyorlar” dedi.

BÖCEKLERLE İLAÇ TAHLİLİ


Buran, tohumu birlikten aldıklarını ve böcek kozayı yapana kadar devam ettiklerini anlatarak, şöyle konuştu:

“Böcekler, sadece dut ağacının yaprağını yiyor. Köy genelinde dut ağacı, ipek böcekçiliğine yetersiz geliyor. Bunun için komşu köylere giderek dut ağacının yapraklarını getiriyoruz. 

İlaç olmayan yerlerden dut ağacının dalını tedarik ediyoruz. Kestiğimiz dut dallarının ilaçsız olmasından emin olmak için kendi yöntemimizle tahlil yapıyoruz. Bir parça alıyoruz. Bir kısım böceğe veriyoruz. Böcekler, yerken biz yaprakları hazırlıyoruz. Sağlıklı olduğunu anlayınca böceklere rahatlıkla verebiliyoruz. 

İlaçlı olduğunda ise böcek yaprağı yedikten sonraki 5 dakika içinde ölüyor. Yaprağın ilaçlı mı, ilaçsız mı olduğunu da buradan anlıyoruz. Yanlışlıkla ilaçlı yaprakları verdiğimizde de yaprakları topluyoruz. Böceklere anında müdahale etmek için yaprakların üstüne toz kireç atıyoruz. Böcek de yaprağı yemeyi kesiyor. En azından ilaçlı yaprak yemeyen böcekleri kurtarıyoruz.”

40 GÜNLÜK BİR ÇALIŞMA 3.000.-TL...


Koza yetiştiriciliği için evlerini ve depolarını kullandıklarını vurgulayan Buran, ipek böceklerinin rutubetli yerde yetiştirilemediğini, sıcaklığın 21 derecenin üzerinde olması gerektiğini bildirdi.

Sıcaklığın 25 derecenin altına düştüğü zaman böceklerin yemeyi kestiğini ifade eden Buran, 

“Yemediği zaman da 8 günde askıyı yapacaksa, bu süre 9 veya 10 güne çıkar. Böceklerin psikolojisini senelerden beri, hatta dedemizden bu yana iyi biliriz. 100 yılı aşkın bir süredir köyümüzde bu iş ile uğraşıyoruz” dedi.

Köyde dut yaprağı yetersizliğinden dolayı ipek böcekçiliği yapanların sayısının azaldığını belirten Buran, şunları kaydetti:

“İpek böcekçiliği, oldukça meşakkatli bir iş. Köyümüzde bu işi yapan aile sayısı 6'ya kadar düştü. Biraz zor iş ama 40 gün içinde bitiyor.

Tohumu almamızdan kozaları teslim edene kadar toplamda 3 bin lira elimize para geçiyor. Kazandığımız ücret genel olarak iyi. 

Ortalama 30 gram tohumdan 100 kilogram koza elde ediliyor. Sezon öncesi ben 35 gram tohum aldım. Bugün 120 kilo koza bekliyorum. 

Normalde bir kozadan bin 200 metre ipek ipliği çıkıyor. Biz bu kozayı, birliğe veriyoruz. Kozabirlik, bunları kesiyor. Böcekler, kelebek olmadan eşleştirme yapılıyor ve tohum elde ediliyor. Tohumlar da ertesi yıl bize damızlık üretmemiz için veriliyor.”

7 Mart 2011 Pazartesi

salyangoz ve kurbağa bacağı ihracatı.

zaman: 20:36 0 yorum


Balıkesir’in Bandırma ilçesinde kurulu bir firma, Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerine, salyangoz ve kurbağa bacağı ihraç ediyor.



Firmanın, yılda salyangozdan 5,5-6, kurbağa bacağından ise 4 milyon dolar civarında döviz girdisi elde ettiği bildirildi.


Firmanın dış ticaret müdürü Bülent Başaran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İç Anadolu ve Akdeniz bölgeleri ağırlıklı olmak üzere, Güney Doğu ve Doğu Anadolu Bölgesi dışında, Türkiye’nin her bölgesinden yılda bin 500 ton civarında canlı salyangoz toplandığını söyledi.


Başaran, bu salyangozların, işlendikten sonra satıldığı ana pazarın Fransa olduğunu belirterek, "Yılda 800 ton civarında salyangozu, 5,5-6 milyon dolar karşılığında, canlı, dolma veya tereyağlı olarak ağırlıklı Fransa’ya ihraç ediyoruz. Ayrıca, istenildiği takdirde yalnız dondurulmuş et olarak da ihraç ediyoruz" diye konuştu.


Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinden toplanan ve yıllık 400 tonu bulan kurbağaların ise genellikle İtalya ve Fransa’ya satıldığını bildiren Başaran, "Kurbağaları, canlı, taze veya dondurulmuş olarak satıyoruz. Kurbağa bacağı, bilhassa Avrupa’da büyük ilgi görüyor. Kurbağa ihracatımız, yılda 4 milyon doları buluyor" dedi. 

çekirge yetiştirdi, talebe yetişemiyor.

zaman: 19:58 0 yorum
Antalyalı iş adamı, evinde beslediği balıklarına canlı yem bulunamaması üzerine, çekirge beslemeye başladığını söyledi. Turizm işiyle uğraşırken çekirgelerin ekonomik yönden katkılarını incelediğini anlatan Gökgöl, 4 arkadaşıyla bu işi ticari olarak yapmaya karar verdiklerini belirtti.




Şu anda 5 dönüm üzerine kurulu tesiste Mısır çöl çekirgesi üretimi yaptıklarını kaydeden Selami Gökgöl,
tesiste 370 kafeste yılda yaklaşık 1 milyon çekirge ürettiklerini bildirdi. 15 gün kuluçka dönemi geçiren bir çekirgenin 70-75 gün yaşayabildiğini anlatan Gökgöl, 2006'dan bu yana 1 milyon çekirgeyi dış pazarlara sattıklarını anlattı.


Gökgöl, çekirgelerin tanesini yurt dışına 7 cent'ten, Türkiye'de ise boylarına göre 25 ile 35 kuruş arasında değişen rakamlardan satışa sunduklarını ifade etti. Çekirgeyi Avrupa'da Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelere sattıklarını, Asya ülkelerinin yanı sıra son yıllarda Arap ülkelerine de çekirge ihraç etmeye başlattıklarını ifade eden Gökgöl, Avrupa'daki bazı lüks restoranlarda çekirgenin porsiyonunun 30-40 avrodan satışa sunulduğuna dikkati çekti.


Ürettikleri çekirge için Tayland ve Çin'den de talep geldiğine değinen Gökgöl, bu ülkelerin talebini ise üretimin azlığı nedeniyle karşılayamadıklarını kaydetti.


Asıl mesleğinin turizm rehberliği olduğunu belirten Gökgöl, ''Ancak çekirge üretmeye başladığımda tüm dikkatleri üzerime çektim. Turizmciyken beni fark etmeyen insanlar, çekirge ürettiğimi öğrenince ayrı bir ilgi gösteriyorlar. İnsanlar bu işin nasıl yapıldığını merak ediyorlar'' dedi.


Selami Gökgöl, çekirgeleri besleyebilmek için özel çim odası yaptıklarını ve çekirgelerin günlük 350 metrekarelik alandaki çimleri tükettiklerini söyledi.


YARIŞMACILAR YESİN DİYE ÇEKİRGE GÖNDERDİLER


Gökgöl, macera sporlarına yönelik bir yarışma programında yarışmacıların yemesi için Antalya'dan çekirge gönderdiklerini de anlattı. Gökgöl, yüksek proteine sahip çekirgenin, et yerine tüketilebileceğini, kolesterol oranının düşük olması sayesinde sağlıklı bir besin türü olduğunu savundu. Gökgöl, ''Kuveyt bir İslam ülkesi olmasına karşın bizden çekirge talep etmekte. Burada çekirge yoğun olarak tüketilmekte'' dedi.


Evinde sürüngen başta olmak üzere, çeşitli ev hayvanları yetiştirmek isteyenlerin canlı yem sıkıntısı çektiklerine dikkati çeken Gökgöl, çekirge ile bu açığın kapatılabileceğini söyledi.


Çekirgenin kedi ve köpek yavruları için büyük bir besin desteği sağladığını da savunan Gökgöl, şöyle konuştu:


''Halkımız 'Kedi köpek çekirge mi yer?' diye düşünür. Oysa kediler ve köpekler çekirge yemekten büyük keyif alırlar. Üstelik çekirge, bu hayvanların gelişimi için gerekli besin desteği sağlıyor. Çekirge, hayvanlarınızı hastalıklardan korur, gelişimini daha iyi sağlar, tüy döküntüsünü azaltır. Çekirgeler şimdilerde Türkiye'de kedi köpek yemi olarak kullanılıyor.''


YENİ BÖCEK TÜRLERİ DE ÜRETECEK


Dünyada 100'ün üzerinde çekirge türü olduğunu kaydeden Gökgöl, çiftlikteki çekirgelerin tarım alanlarına zararlı bir tür olması nedeniyle güvenlik önlemi altında üretildiğini bildirdi.


Çekirgelerin yetiştiği ortamda farklı böcek türlerinin yetişmediğini, ancak yoğun talepler nedeniyle cırcır böceği ve un kurdu yetiştirmeyi de düşündüklerini belirten Gökgöl, üretimleriyle ilgili bilgi almak isteyenlerin www.antalyacekirge.com adlı internet sitesini ziyaret edebileceklerini sözlerine ekledi.

3 Mart 2011 Perşembe

Doğal sülük kilosu 350 liradan alıcı buluyor. "leech"

zaman: 07:59 0 yorum
sülük "leech"



Türkiye'den son 4 yılda 8 ton 344,5 kilogram (kg) sülük ihraç edildi.
Bu yıl için 5 ton ihraç kotası belirlenirken, firmaların talepleri doğrultusunda kotanın tamamı dağıtıldı. 

Genellikle kangren, damar tıkanıklıkları, romatizma, eklem ağrıları, kan dolaşımı, varis, hemoroid, felç, kısmi felç, göz tansiyonu ve yüksek tansiyon gibi hastalıkların tedavisinde geleneksel olarak kullanılan ve tıptaki adı (hirudo medicinalis ve hirudo verbana) olan sülükler, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme uyarınca koruma altında bulunuyor ve bu nedenle uluslararası ticareti kota kapsamında yapılıyor.

Söz konusu sözleşme uyarınca, Türkiye'nin, 1996 yılında 10 ton olan tıbbi sülük
 ihraç kotası, 1997 yılında 7 tona, 2005 yılında 6 tona, bu yıl için 5 tona düşürüldü.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre, 2007-2010 dönemini kapsayan son 4 yılda, 24 ton kota tahsisine karşın, 8 ton 344,5 kg sülük
 ihracatı gerçekleşti. Tahsis edilen kotanın yüzde 35'i kadar ihracatta gerçekleşme oldu.

Mevzuat kapsamında, 2011 yılı kota tahsisleri de şubat ayı içinde yapıldı. Bu yıl için 5 ton kotanın 4 ton 275 kilosu 5 yıl ve daha uzun süredir ihracat yapan 8 firmaya, 725 kilosu da 4 yıl ve daha az süredir ihracat yapan 9 firmaya dağıtıldı.

Tatlı sularda, 1 Mart–30 Haziran tarihleri arasında tıbbi sülük
 avlanma yasağı uygulanıyor.

Tıbbi sülük
 ihracatı yapan büyük firmalar arasında, Kerevitaş-Süperfresh Gıda San. ve Tic. AŞ, Sudak İth. İhr., Ancoker Su Ürünleri, Mersu Su Ürünleri, Çiçek Su ve Tarım Ürünleri, Harika Çiçek, Üstünay Pazarlama, Nil Dış Ticaret bulunuyor.

Bakanlık verilerine göre, 2007'de 3 bin 90 kg, 2008'de 2 bin 303,5 kg, 2009'da 1350 kg, 2010'da 1601 kg tıbbi sülük
 ihraç edildi.


SÜLÜK 
TOPLATMA ''DEDE MESLEĞİ

En fazla tıbbi sülük 
ihracatı yapan firmalar arasında yer alan Samsun-Çarşamba merkezli Çiçek Su Ürünleri'nin yetkilisi Kenan Saraç, "sülük toplatma'' işinin ''40 yıllık dede mesleği'' olduğunu, önceden toplattırdıkları sülük ihracatçı firmalara verirken, 7 yıldır firma olarak doğrudan ihracat yaptıklarını söyledi.

Firma olarak salyangoz, kurbağa, mantar toplatma işi de yaptıklarını kaydeden Saraç, AA muhabirine şu bilgiyi verdi:

''Sülüğü, Bafra, Çarşamba, Terme yöresindeki göllerden, sazlık alanlardan toplatıyoruz. Temmuz'da toplama işi başlıyor ve günde ortalama 150-200 kişiyi çalıştırıyoruz. Hava şartlarına bağlı olarak, Aralık ayına kadar kişi başına günde ortalama 1-5 kg sülük 
toplanabiliyor. Ilıman hayalarda daha çok sülük toplanıyor. Geçen yıl, sülüğün boyuna ve gramajına göre, 100 lira ile 350 lira arasında alım fiyatı uygulandı. Gramajı daha düşük olduğu için küçük sülüklerin alım fiyatı daha yüksek. 0,8 gramdan 2 grama kadar sülüklerin kg alım fiyatı 350 liraya çıkabiliyor. Ağırlığı 3-7 gram olan sülüklerin fiyatı 100-150 lira civarında. Kazakistan, Fransa ve Almanya'ya ihraç ediyoruz. Kaput bezinden torbalar içinde, 700-800 gramlık paketler halinde ihraç ediyoruz. Ortamı nemli tutmak için bu koyuyoruz.''

İhraç fiyatı hakkında bilgi vermeyen Saraç, Tayland, Malezya gibi ülkelerin sülük
 yetiştiriciliği yaptığını, doğadan toplama olduğu için Türk sülüklerinin daha değerli olduğunu belirtti. Saraç, tıbbi sülüklerin, yurt dışında kurulu klinikler veya terapi merkezlerinde tedavi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

ULUSLARARASI TİCARETİN 3'TE BİRİ TÜRKİYE MENŞELİ 

Fırat Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naim Sağlam da AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, tıbbi sülük
 ticaretinde Türkiye'nin önemli bir yere sahip olduğunu, Türkiye'nin ihraç ettiği ürünün tekrar başka ülkelere ihracatı da dikkate alındığında, toplam ihracatın 3'te 2'sinin Türkiye tarafından gerçekleştirildiğini söyledi.

Dünya tıbbi sülük
 ticaretinin 5-6 ton civarında olduğunu, Türkiye doğadan topladığı sülüğü ihraç ederken, Rusya ve Fransa'nın yetiştirilen sülüğü ihraç ettiğini açıkladığını, ancak bu ülkelerin de Türkiye'den sülük almasının düşündürücü olduğunu anlatan Prof. Dr. Naim Sağlam, en fazla ihracatın Almanya'ya yapıldığını, bu ülkede 300 civarında tıbbi sülük tedavi merkezi bulunduğunu kaydetti.

Fırat Üniversitesinde yıllık 10 bin-20 bin adet (10-20 kg) üretim yaptıklarını, yetiştiricilik için çok büyük sulak alanlar gerektiğini belirten Prof. Dr. Sağlam, bugünlerde sülüğün kg fiyatının 350 lira düzeyinde olduğunu, ihraç fiyatının 500-1000 dolar düzeyine çıktığını, ABD'de tanesinin 15 dolardan satıldığını söyledi.

MODERN TIPTA DA SÜLÜK KULLANILIYOR

Prof. Dr. Naim Sağlam'ın verdiği bilgiye göre, sülükler
 eski çağlardan beri kirli kanı emdiği inancına dayanılarak çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanıyor. Uzun yıllardan beri sülük yetiştiriciliği ile uğraşan Ricarimpex isimli bir Fransız şirketinin müracaatı üzerine ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) sülükle tedaviye onay verdi.

Modern tıpta, hiper tansiyon, kalp damarlarındaki tıkanıklıklar ve diğer bazı kardiyovasküler hastalıklarda, bacaklardaki derin toplar damar tıkanıklıklarında ve diğer bazı atardamar ve toplardamar hastalıklarında, sülük
 tedavisi uygulanıyor. Sülükler göz doktorları tarafından kornea iltihabı, retina tabakası iltihabı, gözde oluşan hematom, retina altında oluşan kanamalarda glokom ve katarakt gibi göz hastalıklarında da kullanılıyor. Kulak çınlaması, kronik kulak iltihabı, sinüzit, deri iltihabı, yaşlılarda görülen deri sertleşmesi, hemaroid, ülserler, diş iltihabı, ekzama ve dolama gibi rahatsızlıklarda yararlanılıyor.

Eklem yangısında ve eklemlerin aşınmasında ortaya çıkan ağrıların azaltılmasında, parçalanmış dokuların tekrar eski haline getirilmesinde, kazalarda kopan el, kol, ayak ve parmak gibi kısımların yerine dikilmesinden sonra kan sirkülasyonunun sağlanması için bugün bir çok ülkede sülükler
 kullanılıyor.

Saçlı deri nakli olaylarında derinin nakledildiği yerde oluşan kan birikiminin temizlenmesinde, yeni kapillar damarların oluşumunda ve kan sirkülasyonunun sağlanmasında sülüklerden
 faydalanılıyor. Çeşitli travmalar sonucunda gelişen şişlik, yangı ve hematom gibi ağrılı olayların tedavisinde sülükler
 kullanılarak başarılı sonuçlar alındı.

Sülüklerin doğadan toplanarak insanlar üzerinde doğrudan uygulanmasının sakıncaları olabileceği belirtiliyor. Sülükler insan tedavisinde kullanılacaksa mutlaka sülük üretim ve yetiştiriciliği yapan bir işletmeden sağlanması gerekiyor. Aksi halde doğadan toplanarak kullanılan sülüklerle insanlara özellikle kanla bulaşan Hepatit, AIDS ve 
protozoon enfeksiyonlarını bulaştırma riski bulunduğu ifade ediliyor.


AA

11 Şubat 2011 Cuma

et ve balık kurumu franchise ile 100 satış noktası açacak.

zaman: 09:17 0 yorum
et balık kurumu/türkiye




Et Balık Kurumu’nun (EBK), 17 büyük şehirde franchising sistemi ile 100 satış merkezinin açılacağını söyleyen Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, çalışmalara








başladıklarını açıkladı.


Et Balık Kurumu’nun Sincan’daki kombinasında incelemelerde bulunan Bakan Eker, şu değerlendirmeyi yaptı: “EBK, bu yıl içinde 17 büyükşehirde, isim hakkının verilmesi suretiyle 100 satış merkezi oluşturulacak. Franchising sistemi ile oluşturulacak satış merkezleri ile ilgili şartlar bir dosya haline getirildi ve bu EBK’dan temin edebilecek. Satış merkezleri 80 metrekare olacak. Amacımız dar gelirli ve orta gelirli vatandaşlarımıza, ucuz, sağlıklı ve hijyenik et ve et ürünlerini ulaştırmak. Yeni oluşturulacak mağazaların 50’si İstanbul'da, 20’si Ankara'da, 5’i İzmir'de, 4’ü Bursa’da, 3’ü Kocaeli’de açılacak. Geri kalan kısmı diğer illerde olacak. İsim hakkı ile ilgili koşullar EBK tarafından belirlenecek. Teknik sağlık ve hijyenik şartları yerine getiren ve 80 metrekare dükkanı olan herkesin müracaatta bulunabilecek.”

85 milyon liralık yatırım

Mehdi Eker, EBK’nın 8 kombinasının rehabilite edilmesi ve iyileştirilmesi için 85 milyon lira yatırım yaptıklarını belirterek, şöyle konuştu:

Makine ve ekipmanlarını yeniledik. İyileştirme çalışmalarının ardından Sincan’daki tesis dünyanın en modern tesislerinden biri haline geldi. 675 kişinin çalıştığı Sincan et kombinasına 2009 ve 2010 yıllarında 32 milyon lira yatırım yaptık, bu tesiste günde 200 büyükbaş, 500 küçükbaş hayvan kesildi.”

EBK bir marka oldu

EBK’nın sahip olduğu marka değeriyle halkı tarafından itibar edilen, ürünleri aranan bir kurum olduğunu anlatan Eker, “Et ürünleri, şarküteri ürünleri itibariyle oldukça iyi marka değeri ve ismi olan bir kuruluş. EBK’nın 33 kalem et ve et ürünü imal etme imkanı var” dedi.

hürriyet

7 Şubat 2011 Pazartesi

türkiye'de yetiştirilmeyen girişim ürünü; kurbağa yetişticiliği, fırsatı..."frog farm"

zaman: 20:04 0 yorum
ABD Başkanı Obama'nın Kurbağa Ziyafeti
Türkiye’de göl, dere, çay, nehir gibi iç sularda ve bazı nemli ortamlarda yaşayan pek çok kurbağa türü bulunmaktadır. Kurbağaların hemen hepsi üreme zamanlarında suya bağımlı olup, hayatlarının diğer zamanlarında karada yaşamaktadırlar.






Kurbağalar, ilkbahar ve yaz aylarında sulara yumurta bırakır. Yumurtaların bırakıldığı bazı su ortamlarının yaz aylarında kuruması sebebiyle kurbağa yumurta ve larvaları olumsuz şekilde etkilenmekte ve hatta büyük bir kısmı ölmektedir. Buna rağmen ülkemizde doğal ortamlarda yetişen kurbağaların toplanarak yapılan üretim miktarları aşağıdaki gibidir.

Amerika Birleşik Devletleri ve Uzak Doğu Ülkelerinde semi-intensif şekilde kurbağa üretimi yapılmakta olup, henüz ülkemizde doğadan toplamanın dışında üretim yapılmamaktadır.

BİYOLOJİSİ
Kurbağaların Türkiye’de 11 türü bulunmakta, bunlardan bazıları; Rana, Hyla, Bufo, Pelabotes, Bombina ve Palodytes tir. Bu türler içerisinde ekonomik değeri olan ve ihracaatı yapılan Rana cinsinin ülkemizde 5 türü yaşamaktadır.


ÜREMELERİ
Kurbağaların cinsi olgunluğa gelmeleri dişilerde 1-2, erkeklerde 3-4 yaşları sonunda ulaşırlar. Eşeysel olgunluğa ulaşan kurbağalar üreme zamanı geldiğinde suya girerler ve larva safhalarının sonuna kadar da suda kalırlar. Daha sonraları kurbağalar karasal yaşama geçerler.

Erkek kurbağaların vücut yapıları dişilerden oldukça iri (büyük) olduğundan ayırt etmek zor değildir. Erkeklerin kulak zarı daha büyük ve gözler daha iridir. Erkeklerin gırtlakları parlak sarı renkli dişilerinki ise beyaz ve kahverengi beneklidir. Yetişkin erkek kurbağalar üreme mevsiminde bazı sesler çıkartırlar ses çıkartma üreme zamanları Şubat ayı sonu ile Ağustos ayı sonuna kadar devam etmektedir ve bu sayede erkekler kolayca ayırt edilir.
Kurbağalarda gerçek bir çiftleşme yoktur. Bunun için bu çiftleşmeye kucaklaşma denilmektedir. Kurbağaların çiftleşmeleri genelde geceleri olur ve senede 3-4 dönem yumurtlama olmaktadır. Her dönemde 5.000-10.000 adet arasında yumurta bırakmaktadırlar.

Kurbağalar ayrı eşeylidirler. Erkek ve dişi üreme organları ayrı fertte bulunur. Erkeklerdeki testislerde olgunlaşan spermatozoonlar bir kanal ile böbreklere oradanda dışarıya atılırlar. Testisler üzerinde sarı renkli bir çift yağ cisimciği vardır. Bunlar kurbağaların kış uykularında beslenmelerini sağlar.
Dişi kurbağalarda bir çift ovaryum bulunur. Ovaryumların büyüklükleri yaşa ve mevsime göre değişiklik göstermektedir. Ovaryumların üzerinde erkeklerde olduğu gibi bir çift yağ cisimciği bulunur. Bu yağ cisimleri kış aylarında dişi kurbağanın kış uykusunda beslenmesini sağlar.


Yumurta ve Larvalar

Ovaryumda olgunlaşan yumurtalar vücut boşluğuna dökülürler. Buradan yumurta kanalına geçer oradan uterusa ve daha sonra kloak yoluyla dışarıya atılırlar. Yumurta , yumurtlama borusundan geçerken etrafı jelatin bir kılıfla sarılır. Yumurta suya düşünce bir kılıf şiştikten sonraki halidir. Bu jelatin madde yapışkan olduğunda yumurtalar bir grup teşkil eder.

Jelatin içindeki embriyo geliºerek larva meydana gelir. Bu larvalar kılftan hareketli bir halde çıkar ve serbest yüzmeye başlar. Bunlara iribaş veya tetar denir. İribaşların ilk safhasında dış solungaçlar gelişir ve solunumu bunlarla yapar. Kurbağa yumurtaları küreseldir. Yumurta çapı 7-10mm civarındadır. Bir dişi kurbağa ortalama olarak 9.000 yumurta yumurtlamaktadır. Yaşlı kurbağalar 12.000 adete kadar da yumurtlayabilirler. Yumurtalar yaklaşık 3 gün içerisinde açılır. 1-1.5 ay sonra iç solungaçlarla yüzgeçler gelişir. İribaşlar 2-2.5 aylık olunca arka bacaklar, 4 aylık olunca ön bacaklar gelişir. 6-6.5 aylık olunca metamorfoz (başkalaşım) geçirerek kuyruk, solungaç ve solungaç yarıkları tamamiyle yok olur. Yerine akciğerler gelişir ve böylece kurbağalar karasal yaşama başlarlar. Bu safhada kurbağalar herbivordur (bitkiyle beslenirler).

Kurbağalarda başkalaşım sonucu şekil değiştirme kuyruğun tamamen yok olmasıdır. Şekil değiştirmede önemli olan su ısısıdır. Su ısısı 16 C'nin altına düştüğü zaman yavrular şekil değiştirmeyi yapamazlar. Bunun için yavrular güneş ışığında belirli zamanlarda tutularak şekil değiştirmelerine yardımcı olunmalıdır. Eğer yavrular şekil değiştirmeyi gerçekleştiremezlerse ölüm kaçınılmaz olur.

Beslenmeleri


Ergin kurbağalar (Anura) yalnız canlı ve hareketli böcek, solucan ve küçük yumuşakçalarla beslenirler. Sucul formlardan büyük formda olanları küçük balık ve kuş gibi hayvanlarla da geçinebilirler. Hatta bazı türler kendi larvalarını da yiyebilirler (kanibalizm). Kuyruksuz kurbağada (Anura’da) olduğu gibi dil öne doğru fırlatılarak dilin yapışkan uçları ile avlarının yakalanmasını sağlar. Bir çok su kurbağasında (Ranidae) ava nişan alınarak dil fırlatılır.
Kuyruksuz kurbağa larvaları ise sudaki alglerle ve ölü hayvan kırıntılarıyla geçinirler. Çünkü bunların ağızları büyük besinleri yutmaya elverişli değildir. Larvalar ile erginler birbirlerine rakip olmamak için aynı tür besinlerle beslenmezler. Besinleri protein açısından oldukça zengindir. Soğuk kanlı hayvanlar olduklarından vücütlarında çok fazla miktarda yağ ve glikojen depo etmeye gerek duymazlar. Çünkü bunların metabolizması oldukça düşük düzeydedir.Uygun sıcaklıklarda ve besin sunumunda kurbağalar çok miktarda besin alabilme yeteneğindedirler. Bunun yanısıra bir aydan fazla açlığa dayanabilirler.

Yumurtadan çıkan yavrularda başın altında vitellüs (besin) kesesi vardır. Yavrular ilk bir hafta bu besinleri kullanırlar. Besin kesesi kullanımı bittikten sonra (asorbe olduktan sonra) dışarıdan besin almak zorundadırlar. Soğuk kanlı olmaları ve ince olan derileriyle fazla miktarda su kaybettiklerinden , aşırı sıcaklık ve kuraklığa karşı dayanıklı değillerdir. Sucul iki yaşamlılar kış uykusu için göl ve nehirlerin donmayan dip kısımlarına çekilirler.

Düşmanları


Kurbağa larvaları Rhynchota (Hortumlular), Coleoptera (Kin kanatlılar) gibi sucul böcekler tarafından yenir. Aynı zamanda Odonata (Tayyare böcekleri) larvalarıda genç evrelerinde kurbağa larvaları ile beslenmektedir. Lucilia adı verilen bir sinek yumurtalarını Bufo ve Rana türleri üzerine bırakır. Birkaç gün içinde çıkan larvalar bu kurbağalarda doku bozuklukları, daha sonrada ölümler meydana getirirler.

Kurbağa Kültürü


Diğer su canlılarında ( balıklar, kabuklular v.s.) olduğu gibi kurbağalarında suni üretiminde son yıllarda büyük başarı sağlanmıştır. Kurbağa kültüründe kullanılan yetiştirme havuzları ve özellikleri şu şekildedir.

Yetİştİrme Havuzları


Kurbağa yetiştirciliğinde kullanılan havuzların her birinin alanı değişik olabileceği gibi 50-60m2 olanlar tavsiye edilir. Bir kurbağa yetiştirme çiftliğinin kurulması için toplam 5-6 bin m2’lik bir alan yeterlidir. Böyle bir çiftlikte 5 çeşit havuz yapılması gerekmektedir. Bu havuzlar;

Yumurtlama havuzları
Kuluçka havuzları
Yavru ( iribaş ) havuzları
Genç yavru havuzları
Yetişkin havuzları
Yumurtlama Havuzları

Genel olarak bu havuzlar 10-15m2 arasında değişen büyüklüklerde yapılmaktadır. Bu havuzlar toprak olduğu için, etrafına ağaçlar ve yüksek bitkiler dikilmek suretiyle tabi bir ortam şekli yaratılmalıdır. Havuzların derinliği değişik olmakla birlikte herbir havuzda 1/3’lük kısmının derinliği 10cm. olmalıdır.
Yumurtlama havuzlarına konacak anaç seçiminde kuvvetli olanlar seçilir ve bir erkeğe 3 yada 4 dişi gelecek şekilde seçilmeli ve yumurtlama havuzlarına bırakılırlar ve bekletilirler. Bu sırada havuzlarda bulunan anaçlar rahatsız edilmemelidirler.

Kuluçka Havuzları

Anaç havuzlarından elde edilen yumurtalar geniş bir kepçe yardımıyla toplanır ve bu yumurtaların %10-15’inden iribaş elde edilir. Yumurtaları havuzlara aktarılmasından sonra su hiç karıştırılmamalıdır.

Yumurtaların açılmasında su, ısı ve zaman önemli bir faktördür. Yumurtalar 24-27Co arasında 72 saatte açılırlar. Bu devrede havuzlara suyun giriş- çıkışı sağlanmalıdır.

Kuluçka havuzları betondan inşaa edilmelidir ve havuzlar 40 cm. derinlikte olmalıdır. Havuzlarda bu devrede su akımı önemlidir. Bu nedenle havuzların su giriş ve çıkışı uygun şekilde yapılmalıdır.

Larva (İribaş) Havuzları


Yumurtadan çıkan larvalar bir hafta boyunca besin kesesini kullanırlar, daha sonra dışarıdan besin almak zorundadırlar. Bu aşamada yumurta sarısı ile beslenmeleri gerekir. İribaş yavruları ilk ay içerisinde balık ve yer fıstığı unu daha sonra tatlı patates unu, pirinç kepeği, mutfak artıkları ve değersiz yiyeceklerle beslenirler. Yiyecekler su yüzeyinde yüzecek şekilde altları delik kaplarla verilmelidir. Günde iki öğün yem verilmelidir.

Çıkan yumurtalardan yaklaşık %10-15’inden iribaş elde edilir. Yumurtalar geniş bir kepçe ile su içinde alınarak kuluçka havuzlarına konulurlar. Yumurtalar havuza nakledilikten sonra havuzlar hiç karıştırılmamalıdır.

Yumurtaların açılmasında su ısısı ve zaman önemli bir faktördür. Yumurtalar 24-27C0 arasında 72 saatte açılırlar. Bu devrede havuzlara suyun giriş çıkışı sağlanmalıdır.

Kuluçka havuzlarının;


Derinliği 30-40 cm. arasında ve zeminleri çamur olmalıdır. Böylece havuzların su ısısının sabit tutulması ile yavruların büyüme güvenliği sağlanmış olur. Larva havuzların dikdörtgen şeklinde olması tavsiye edilir.

Uygulamada 1m2 ye 1.000 adet olacak şekilde kurbağa larvaları larva havuzlarına konulur. Eğer akarsuya larvalar konulacak ise m2ye 2.000 adet yavru konulmalıdır. Bu arada yavruları boylama eleklerinden geçirerek sınıflandırma yapılır ve ayrı havuzlara koymak gerekir.

Genç Yavru Havuzları


Genç yavru havuzlarının su derinliği 15-35 cm. arasında olmalı ve her bir havuzun 1/4 kadarlık kısmı sudan daha yüksekte olmalıdır. Yani yavrular gerektiğinde çıkabilmeleri için havuzda susuz bir sahaya gereksinimleri vardır. Yavrular bu havuzlara ancak 3. Aylarını doldurduktan sonra nakledilmelidirler.

Genç havuzlarının 1 m2sine 100-120 arasında yavru konulmalıdır. Fakat yavrular 6-7 cm uzunluğunda iseler bu sayı 60-80 arasında olmalıdır.Bütün yavrulara şekil değiştirene kadar yem verilmez. Şekil değiştiren kurbağalar arasında yine bir seleksiyon uygulanır ve aynı büyüklükte olanlar seçilerek aynı havuzlara bırakılırlar. Bu işlem yavrular büyüyünceye kadar devam eder. Şekil bozukluğu gösterenler ve kuyruk atamayanlar ortamdan uzaklaştırılır.Çünkü kanibalizm olayı meydana gelir.

Havuza bırakılan genç yavrulara toprak solucanları, sinek larvaları, küçük balıklar, küçük karidesler ile diğer canlı hayvansal besinler verilmelidir. Sinek larvalarının havuzların içinde çoğalmaları için balık artıkları konmalıdır. Çünkü bu artıklar sinekleri cezbeder ve sinek yumurtalarının çoğalmaları için uygun ortam sağlanmış olur. Buda ucuz bir şekilde yavruların ihtiyacının karşılanması demektir.

Hava sıcaklığı 20-26 C olduğu zaman daha fazla besin verilmelidir ve verilen besin miktarı yüksek ve düşük ısıda azaltılmalıdır. Ortalama verilen besin miktarı %10 kadar olmalıdır. Günde iki defa beleme yapılmalıdır. Besinin kurbağalara eşit olarak verilmesi gerekir bunun içinde yem toprak yüzeyine dağıtılmalıdır. Daha sonra yem küçük tepsilere konulur, tepsinin yarısına toprak solucanı, kurtçuk diğer yarısına da küçük balık, karides, v.s. konur. Tepsi kısmen suya batırılır. Bu işlemde amaç kurbağaların doğadan yem yeme alışkanlığını geliştirebilmelerini sağlamaktır. Bu arada ölen kurbağalar ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Yavrular doğal besinlerden alabilecekleri zamana kadar bu işleme devam edilir.

Yetişkin Havuzları


Yetişkin kurbağa havuzları genç yavru havuzlarına benzer. Yalnız havuzlardaki su derinliği 30 ile 40 cm. de devamlı korunmalıdır. Bu havuzlarda genç yavru havuzlarındaki gibi kara kısmı yoktur. Yalnız bunun yerine yüzen yem platformları yapılmalıdır. Havuzların etrafı kurbağaların kaçmamaları düşmanları tarafından yenmemeleri için çitle çevrilmelidir. Bu çitler naylondon olabileceği gibi ağaç veya demirden de olabilir. Havuzun yüzeyi de yine böyle bir çitle kaplanmalıdır.

Kurbağalar üçüncü aylarını doldurduktan sonra yetişkin havuzlarına nakledilirler. Yetişkin havuzlarında bazen larva veya genç yavrular bulunabilir. Bunları bir-iki haftada bir seçerek havuzdan ayırmak gerekir. Bu havuzların 1 m2sine 12 cm. boyundakilerden 50 adet, 15 cm. boyundakilerden 20-30 adet hesabıyla konulmalıdır. Yetişkin kurbağaların maliyetini düşürmek için iri salyangozların eti kıyılarak yem haline getirilerek verilmelidir.

Kurbağalar soğuk kanlı hayvanlar oldukları için kış uykusuna yatarlar. Isı çok düştüğü zaman aktiviteleri ve beslenmeleri durma noktasına gelir, ısı yükseldiğinde ise tekrar aktif hale geçip yem alabilmektedirler. Isının fazla düşmediği kış aylarında bütün yıl beslenebilirler. Kurbağalar şekil değiştirmeyi (metamorfoz) tamamladıktan aşağı yukarı 7-8 ay sonra pazar ağırlığına ulaşırlar.

PAZARLAMA


Kurbağaların normal pazarlama ağırlığı 150-220 gr arasında değişmektedir. Kurbağalar bu ağırlığa 8-10ay gibi kısa bir sürede ulaşabilmektedir. Bu ağırlık ideal satış ağırlığıdır.

Türkiye’de doğal ortamdan toplanan kurbağaların ihracaatı yapıldığı için standart bir ağırlık yoktur. Canlı, donmuş bacak, taze bacak ve konserve şeklinde ihracattaları yapılmaktadır. Türkiye’nin ihracaatının %80’ ini canlı ve donmuş bacak şeklindeki kurbağalar teşkil etmektedir. Konserve şeklindeki ihracaat  toplam ihracaatın çok az bir kısmını oluşturur.

AVLANMALARI

Kurbağaların doğadan toplanmalarında çeşitli kepçeler kullanılmaktadır. Kurbağalar avlanma zamanlarında suya bağımlı oldukları için, kullanılan kepçelerin sudan etkilenmeyen ve suyu geçiren ince ağlardan yapılmalıdır. Bunun için ergin kurbağa avlanma kepçesi daha uzun ve büyüktür. İstenilen uzunluğa getirilebilen bir seyyar sap vardır.Larvalar için kullanılan kepçeler daha küçük ve göz açıklıkları daha sıktır. Kurbağalar ellede yakalanabilir Bunun için gece tercih edilir. Işığının kuvvetli olması sonucu kurbağalar ışık etrafında toplanırlar rahatlıkla yakalanırlar.Yalnız derileri kısmen zehirli olduğundan, elle temastan sonra, göz ve dudak gibi ince derili ve nemli kısımlara, suyla yıkamadan ellerin sürülmemesi gerekir.

TAŞINMALARI

Canlı olarak taşınmaları kısa mesafelerdeki nakilleri naylon torba, çuval bez çanta ve buna benzer bir kap içinde yapılabilir. Uzak mesafelerdeki nakiller ise gemi ambarlarında, kara taşımacılığında frigo-frig  tırlarda ısı yalıtımı olan kutular içine konulmalı ve bunlarla nakledilmelidir. Nakil esnasında ortamın serin ve nemli olmasına dikkat edilmelidir.

Kaynak: Tarım Bakanlığı

Labels

2013 İŞ FİKİRLERİ 2015 İş Fikirleri 3 Boyutlu Dekorasyon Para KAZANDIRIYOR Adsense Alternatifi affiliate Affiliate Programlar ahşap aksesuar Altın Fırsatlar bahçe BALIKÇI TEKNELERİ BALIKÇILIK banka bayilik Bayilikler bilgi CAZİP İŞ FİKİRLERİ çağrı merkezi çevre Çikolata İstasyonu Bayilik Veriyor deniz yat dış ticaret duyuru düşüncelerim eğitim ek gelir Ek Gelir Elde Etmek ek iş ekoloji en cok kazandiran meslekler et ve balık kurumu et ve balık kurumu bayilik et ve balık kurumu franchise etkinlik ev dekorasyonu ev işi evcil hayvanlar Evde Oyuncak Yapımı ile Ek Gelir Kazan Evden Para Kazandıran Fikirler farklı is fikirleri farklı ürün franchise franchising freelance fuar genç girişimci yarışması 2012 genel saglik sigortasi gıda girisim is fikirleri Girişimciler Soğuk Sıkım Yağ Üretebilir Girişimcilik giyim Gösterim Bazlı Kazanç Sistemleri Gösterim Bazlı Para Kazandıran Reklam Firmaları güneş güzel sözler haber HAYVANCILIK İŞ FİKİRLERİ hepsiburada hizmet hobi İhracat inovasyon internet internet is fikirleri internetten para is fikirleri iş Fikirleri İş Fikirleri İŞ FİKİRLERİ 2012 İŞ FİKİRLERİ 2013 İŞ FİKİRLERİ SERMAYESİZ İŞ FİKİRLERİ YENİ iş fikri iş ilanları Kadınlara Özel İş Fırsatı kariyer kariyer fırsatı KEKİK YETİŞTİRİCİLİĞİ kiralama kişisel gelişim kobi kobi fikirleri konser kosgeb linkwise maden mağaza otel meyve mobilya motivasyon mutfak müzik ofis ONLİNE İŞ FİKİRLERİ Online Kazanç Rehberi online para kazandiran Online Para Kazanma Fırsatı organizasyon oyun-eğlence pazarlama personel alım ilanları petshop peyzaj PORTEKİZ İHRACAT reklam risk sermayesi sağlık SANAL İŞ FİKİRLERİ satış ve pazarlama SERMAYESİZ İŞ YAPMAK ALSATYAPSAT servis seyyar sınav sigorta Sitenden Para Kazan sokak Son Yılların 5 Trend İş Fikri spor su tasarrufu sunum tanıtım tarım TARIM İŞ FİKİRLERİ tasarım tasarimcilar taşıt teknoloji tekstil Trend İş Fikirleri turizm Türkiye'den tv üretim is fikirleri Web Site Yöneticisi Kazanç Rehberi WEB SİTENİZDEN PARA KAZANIN Webden Para Kazan WEBSİTENİZE REKLAM ALIN PARA KAZANIN yabancı yabancı siteler yarışma yazitör starter yemek yeni is fikirleri yeşil pasaport yotube YouTube’un Türkiye Reklam Açılımı YURTDIŞI İŞ BİRLİĞİ TEKLİFLERİ zemin duvar
 

Alsat Yapsat "Para Kazandıran Fikirler" Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review