KAPAT
reklam
KAPAT
reklam
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2009 Perşembe

Kopya içerik

zaman: 13:34 0 yorum
Geçenlerde bilgisayarcı arkadaşlar hobi için yaptıgım bu blogdan tüm yazıların kopyalandıgını söylediler.
Baktım gerçekten tüm yazilar aynen kopyalanmış.
Site de zaten tamamı kopya yazılardan oluşmuş bir site.
Daha önce de bu blogdan kopyalayanlar olmuştu ama en azından kelimeleri alan degiştirmişlerdi. Onlara kopyalamışsın dediğimde aynı konuyu farklı kelimelerle yazmış olamazmıyım diye email yolladı. Hani kopyaladım isterseniz link vereyim ya da böyle kalsın falan dese anlayacagım. Zaten hobi için yapılmış birşey. Ya, dedim ama yazının icinde bi link vardı o hala duruyor onuda kopyalamıssın dediğimde bir daha ses çıkmadı ve o linki de silmişti :)

Bu seferki tümden birkaç blogun rss beslemelerinden alıyorum kopya değildir demiş. Bu da ilginc . Siteyi aynen kopyala sonra kopya değil siz rss izin veriyorsunuz dedi.
Soran olmadı ki. RSS besleme insanların blogu takip edip bilgilenmesi için değilmi. Sırf bu metodla başkasının emeğini yazmak yüzünden internet bir çöplüğe dönüşüyor.

Üzücü olan gençlerin bir bilgi birikimi yaratıp kendileri bir konu ve sistem yaratmak yerine sadece kopyalayıp google adsense ten birkaç dolar kapmak istemeleri. Ya da sitenin pagerank artırıp satacaklarmış.

Yani ortada bir bilgi, yaratma falan birşey yok. Sadece kopya, başkasının bilgisini çalmak.
Şu da normal olabilir. Yazıyı alırsınız , kendi yorumunuzu eklersiniz, yazının orijinali buradadır diye link verirsiniz. Ya da birkaç hoşunuza giden ve blogunuzu tamamlayacak yazı da kopyalayabilirsiniz ve aldıgınız yeri bilmiyorsanız link de (birisi söyleyene kadar) vermezsiniz. Olabilir.
Ama tüm sitenin tamamı kopya yazılarla ile oluşuyor ise bu iş sizce normal mi?
Ne olacak bu hiçbirşey yaratmayan, farklılık bulmayan, üretmeyen gençlerin hali.
:)
Bu arada çokgüzel blog ve internet siteleri okuyorum. Onlar için sözüm meclisten dışarı
Bu yazıyı da bakalım kopyalayacak mı, o kopya siteye.
:)

14 Mayıs 2009 Perşembe

Hayatımın fikri, gençlik için girişimcilik projesi

zaman: 16:26 0 yorum
Duyuru olarak yayınlanması için gelen bir emaili aynen yayınlıyorum.
Umarım geçlerimize faydası olur.

Proje Adı: Hayatımın Fikri, Gençlik İçin Girişimcilik Projesi
Proje Ortağı: Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG)
Başlangıç Tarihi : 2006
Proje Süresi: Sürekli
Hedef Kitle: Üniversite Gençleri
Avea Sosyal Sorumluluk Projesi

Avea ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) işbirliği ile yürütülen Hayatımın Fikri Projesi, Türkiye'de girişimcilik eğitimini, projelerin fonlanmasını ve işini kuran gençlerin en kritik dönemi olan ilk yıllarında işletme geliştirme danışmanlığı ve yönderlik programlarıyla desteklenmesini bir arada sunan ilk ve tek projedir.
2008 – 2009 akademik yılında 3. yılına giren proje 7 bölgede 10 üniversitede genç girişimcilere destek olmaya devam ediyor.
Genç Girişimcilere DestekTürkiye’nin en önemli sorunları arasında yer alan işsizlik sorununa yenilikçi bir çözüm modeli geliştiren "Hayatımın Fikri" projesi sürdürülebilir kalkınma yolunda en önemli değer olan gençlerin, girişimcilik yönünde teşvik edilmesini ve uzun vadede hem kendi geleceklerine hem de toplumsal kalkınmaya önemli bir katkı sağlamalarına destek olmayı hedefliyor.
Avea ve TOG, işbirliğinde, 2006 yılında hayata geçen Hayatımın Fikri, iki yılda 9 farklı üniversitede, 3900 gence ulaşdı. Proje çerçevesinde, 1482 saat eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. 471 iş fikri projelendirildi. Girişimcilik Kurulu tarafından başarılı bulunan 43 genç girişimcinin 30 projesi toplam 713.000 TL tutarında fonla desteklendi. Şu ana kadar Hayatımın Fikri projesinin yetiştirdiği genç girişimcilerden 26 tanesi 20 iş fikrini hayata geçirdi, diğerleri işlerini kurma aşamasında.

Örnek bir model
"Hayatımın Fikri" projesi genç bir girişimcinin ihtiyaç duyacağı tüm destekleri sunuyor. Proje eğitim, danışmanlık, proje sergisi, işletme geliştirme danışmanlığı ve yönderlik programı aşamalarından oluşuyor. Projenin eğitim aşamasında uygulanabilir iş fikri, girişimcilik, fizibilite hazırlama, iş planlaması konularında dersler veriliyor. Eğitimleri tamamlayıp, kazandıkları donanımla iş planlarını hazırlamaya başlayan genç girişimci adaylarına bire bir görüşmelerle danışmanlık veriliyor. İş planlarını tamamlayan genç girişimci adayları arasından eğitmenler tarafından ön eleme yapılarak başarılı bulunan gençler İstanbul’da düzenlenen proje sergisine davet edilerek, tanınmış ve başarılı profesyonellerden oluşan Gençlik için Girişimcilik Kurulu’na projelerini sunuyor. Başarılı bulunanlar fonlanarak gençlerin, iş fikirlerini hayata geçirilmesi sağlanıyor. İş fikirlerini hayata geçirme sürecinde ve işlerini kurduktan sonra girişimcilerin en kritik dönemi olan ilk yıllarında da, genç girişimciler kurdukları iş hakkında raporlarını proje ekibine sunarak işletme geliştirme danışmanlığından faydalanıyor. Girişimcilik Kurulu tarafından verilen yönderlik sayesinde de bulundukları illerde ve yerel koşullarda fikir alışverişi yapma fırsatı bulamayacakları profesyonellerin yol göstericiliğinden yararlanıyorlar.
3. Yılında Hayatımın Fikri
Hayatımın Fikri Projesi üçüncü yılı olan 2008-2009 akademik yılında projenin uygulandığı üniversite sayısını 10’a proje fonunu da 620.000 TL’ye çıkardı.
Detaylı bilgi için : www.hayatiminfikri.com

18 Şubat 2009 Çarşamba

Kazanan-Kaybeden

zaman: 13:52 0 yorum


Hep iş fikirleri yeni ürünler olmaz, biraz da kişisel gelişim yazısı koyalı diye gelen emaili yolluyorum.

Kazanan ve Kaybeden

Kazanan "Her zaman çözümün bir parçasıdır
Kaybeden "Her zaman problemin bir parçasıdır

Kazananın "Her zaman bir programı vardır
Kaybedenin "Her zaman bir özürü vardır"

Kazanan "Bu işi senin için yaparım der"
Kaybeden ise "Bu benim işi değil ki"

Kazanan "Her sorunda bir çözüm görür"
Kaybeden "Her çözümde bir sorun görür"

Kazanan "Uzak ama yolu biliyorum"
Kaybeden "Yakın ama yolu bilmiyorum,der"

Kazanan "Konuşmak yerine yapar"
Kaybeden "Yapmak yerine konuşur"

Kazanan "Ağlamak yerine çalışır"
Kaybeden "Çalışmak yerine ağlar"

Kazanan "Beynini çalıştırır"
Kaybeden ise "Çenesini"

HEP KAZANANLARDAN OLMANIZ DİLEĞİYLEEEE

Kim yazmış bilmiyorum. Kaynagını bilen varsa link verelim.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Dış ticaret ve e-ticaret konularında eğitim

zaman: 15:47 0 yorum
Aşağıda Coproline firmasından email ile gelen yazıyı iş fikirleri blogumuza uygun oldugunu düşünerek aynen yayınlıyoruz. Yazının alt kısmında başarı hikayeleri de görebilirsiniz.

Bugün Yeni İşinizin İlk Günü!

Tüm dünya ile internetten ticaret gerçekleştirebileceğiniz, bütünüyle bağımsız ve yepyeni bir iş kurmaya hazır mısınız? Girişimci gücünüzü internete odaklayabilir, risk almadan ve sermaye koymadan internet üzerinden dilediğiniz ürünün ticaretini yapabilirsiniz. İnternetten alıcı ve satıcı şirketleri buluşturun, Türk şirketlerinin ürünlerini dünyaya pazarlayın, yurtdışından temsilcilikler alın ve internetten uluslararası ticaret yapın. Dünyanın yeni ticaret biçimi sizi bekliyor!

Günümüzde internet derken 100 milyon kayıtlı web sitesi, 30 milyar web sayfası, 1.2 milyar kayıtlı kullanıcı ve trilyonlarca dolar ticaretten söz ediyoruz. Birleşmiş Milletler öngörüsü 2010 yılında dünya ticaretinin yarısının internetten gerçekleşeceğini vurguluyor. Peki böylesine büyük bir kaynağın size sağlayabileceği fırsatları düşünebiliyor musunuz?

E-Ticaret Ne Kadar Büyük?

2008 yılının ilk 6 ayında sadece Türkiye içerisinde gerçekleşen e-ticaret işlemleri 4 milyar USD’yi buldu. Bu geçen seneye göre %65 artış olduğunu gösteriyor. Yine sadece geçtiğimiz yıl başında Türkiye’de internete harcanan tutar 40 Milyon USD. Dünya’da ise e-ticaret rakamının 4 trilyon dolara yakın olduğu tahmin ediliyor. Peki siz bu pastadan ne kadar bir pay alıyorsunuz? İnternette kendi işinizi profesyonelce kurmayı hiç düşündünüz mü?

İnternette E-İş Kurmak

Kendinize bir ürün belirleyin ve ilgili ürünün üreticileri ile görüşerek kendi tedarik zincirinizi oluşturun. Bunun için internette farklı sektörlerde üreticiler tespit edebilir, görüşmeler yapabilirsiniz. Tabi bunun yansıra kendi yakınlarınızdan da üreticiler varsa bu da çok iyi bir fırsat. Ardından internette kendinize güçlü bir kurumsal kimlik yaratmanız ve bununla güven vermeniz gerekiyor. Logonuz, web siteniz, ürün kataloglarınız profesyonel bir biçimde hazırlanmalı. Hemen sonrasında sıra pazar araştırmasında. 220 ülkeyi kapsayan profesyonel bir pazar araştırmasını internetten yürütmek, hedef ve rakip pazarları belirlemek mümkün. Bu esnada http://www.intracen.org/ ya da örneğin http://www.wto.org/ gibi kaynaklardan faydalanabilirsiniz. Son etap olarak yapmanız gereken ise alıcı şirketlerle temasa geçmek. Bu iş için uluslararası ticaret sitelerini (B2B) etkin olarak kullanabilir, buralarda sanal ofislerinizi açabilir, alıcı şirketlerle temas kurarak aktif ticarete başlayabilirsiniz. Bu konuda örneğin www.ecplaza.net gibi kaynaklardan faydalanmak mümkün. Tabi bu işi yürütürken kendi esnek saatlerinizde çalışabilir, gittiğiniz yere işinizi de taşıyabilirsiniz. Bilhassa internet teknolojileri ile internetten telefon ve faks numaraları almak, fakslarınızı e-posta olarak alıp-göndermek de mümkün.
Coproline, Türkiye'de dış ticareti ve e-ticaret uygulamalarını, yönetim eğitimleri ile birleştirerek ‘Online Ticaret Profesyoneli’ yetiştiren ilk ve tek kurum olma özelliğini taşıyor.
Türkiye'de sadece T.C.Milli Eğitim Bakanlığı Özel Coproline eğitim kurumu tarafından sunulan ‘Commerce Professionals Online' programı ile internette ticaret yapabilecek profesyonel iş adamları mezun ediliyor.
Coproline eğitim programı ile risk almadan ve sermaye koymadan internette iş kurmak, alıcı ve satıcı şirketleri internette bir araya getirmek, ürün brokerliği yapmak, yurt dışından Türkiye'ye distribütörlükler ve temsilcilikler getirtmek ve bu yollarla home-ofis çalışarak gelir elde etmek mümkün.
Coproline İle E-İş Kuranlar Şimdi Neler Yapıyor?
Bu kaynaktan diğer Coproline mezunları ile ilgili bilgiler de edinilebilir. http://www.coproline.com/kgorusleri.html

20 Ekim 2008 Pazartesi

iŞLERİ KÜÇÜMSEMEYELİM, TEMBELLİK ETMEYELİM.

zaman: 11:15 0 yorum
Email ile gelen bir yazıyı paylaşmak istiyorum.
Üzeyir Garih ten bir yazı, sanırım kitaplarından birisinden, hangisi olduğunu gönderen olursa yayınlamak isterim. Benim okuduğumda değildi.
Güzel bir kişisel gelişim yazısı.
1951 yılının Temmuz ayında 17 arkadaşımla birlikte İTÜ Makine
Fakültesi'nden başarılı bir öğrenci olarak mezun oldum.O gün hayatımın en mutlu günlerinden biriydi. Sınavlara hazırlanmaktan para getirebilecek işleri altı aydır ihmal etmiştim. Parasızdım. Ancak Yüksek Mühendis diplomasını kazanmış olmaktan dolayı mutluydum.O sabah motor dersi hocalarımız, ikisi de asistan olarak çalışan Prof. Necmettin Erbakan ve Prof. Hakkı Öz'ün karşısında başarılı bir motor sınavı ve mezuniyete hak kazanmıştım. Bu olayı kutlamak için bir arkadaşımla Moda'da yazın ilk deniz banyosunu yapmayı ve kendimize bir ziyafet çekmeyi kararlaştırdık. Mayolarımızı yanımıza almıştık.Arkadaşı m Moda'ya gitmeden önce yeni inşa edilen Levent Mahallesi'nde otobüsle bir tur atıp Türkiye'de o gün için yepyeni bir olay olan bir uydu villa kenti gezip görmeyi teklif etti. Merakla kabul ettim. Levent,alt yapısı tamamlanmış villaları toparlar görünümdeydi.Yolları o zamanlar pek ender rastlanan bir şekilde tamamen asfalttı. Otobüsten inip merakla yürürken bir villanın kapısının önünde villa sahibi ile bir amelenin yüksek sesle tartışmalarına tanık olduk. Merakla yaklaştık.
Bizi gören villa sahibi sanki içini dökmek ister gibi bize dönerek:
-Burada temizlenecek bir su deposu var. Tam yevmiye veriyorum yapmıyor.Ne ister bilmem ki, diyordu.
Amele ise;
-Bu iş geceye kadar sürer, kurtarmaz! Kahveye gidip yarına kadar uygun iş ayarlarım, diyordu.
Arkadaşımla aynı şeyi düşünmüş gibi bakıştık. İkimiz de parasız sayılırdık. Amele yevmiyesi ise 6 lira idi. Bizim o günkü ihtiyacımızın hemen hemen iki misli.
Villa sahibine bu işi yapmaya hazır olduğumuzu söyleyince,
amele homurdanarak
-Canınız çıksın da anlayın halimizi, diyerek uzaklaştı.
Mayoları mızı giydik. Deponun pırıl pırıl temizlenmesi bir saat sürmemişti. O sıcak yaz gününde bahçede hortumla duşlandık. Havlu fabrikası sahibi olduğunu sonradan öğrendiğimiz ev sahibi,kim olduğumuzu anladıktan sonra altışar lira ile birer havlu hediye ederek ve birer gazoz ikram ederek uğurladı.Bu işte kanımca tek kaybeden 'Kurtarmaz!' diyen amele olsa gerek. İş mi çoktu? Insanlar mi tembeldi? Neyi 'kurtarmaz' idi? Bu güne kadar da anlamis degilim
Uzeyir GARİH
Dr. Üzeyir Garih eserlerine bu linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.uzeyirgarih.alarko.com.tr/baskankitap1/BBatkitap.htm

23 Ocak 2008 Çarşamba

Müşteri Sadakati yaratma taktikleri

zaman: 17:32 0 yorum
Eski müşterileri korumak, yeni müşteri bulmaktan çok daha az enerji gerektirir; ama pek çok şirket bu basit gerçeğin farkında olmadığı için, yeni müşteri arayışı içinde eski müşterilerini unutur ve onları kaybeder.
MEVCUT MÜŞTERİLERİNİZE TANITIM YAPIN
Müşteri sadakatini oluşturmanın yollarında biri, mevcut müşterilere, tanıtım faaliyetlerinizde yer vermektir. Mevcut müşterilerine satabileceğiniz ek ürünleri düşünün...Yeni bir otomobil satın aldığınızda, çevrenizde otomobilinizi 'tamamlayacak' ürünleri satmaya çalışan ne kadar çok şirket olduğunu farkedersiniz. Aynı stratejiyi kendi şirketinizde kullanmanız mümkün. Müşterilerinize, sizden aldıkları malları ya da hizmetleri 'tamamlayacak' yeni ürünler satma yollarını arayın.
MÜŞTERİ ŞİKAYETLERİNİ, MÜŞTERİ SADAKATİNİ ARTIRMADA KULLANIN Müşterileriniz, onlara sattığınız ürünlerden memnun değilse, muhtemelen şikayet etmek yerine, bir dahaki sefere rakip şirkete gitmeyi tercih edeceklerdir. Müşteri şikayetlerini öğrenmeye, satış sonrasında memnuniyet oranlarını ölçmeye yarayan anketler yollayarak başlayabilirsiniz. Müşterilerinize, satış sonrasında da, satış öncesi ilgiyi göstermeniz, ürünlerinize yönelik sadakatlerini artırıcı bir etki yaratacaktır.
MÜŞTERİLERİNİZLE SÜREKLİ İLETİŞİM İÇİNDE OLUN
Mevcut müşterilerle iletişim, iletişim, iletişim! Ürünlerinize yönelik sadakatlerini artırmanın en emin yolu... Bayramlarda kutlama mesajları gönderin, fuarlarda stand'larını ziyaret edin, doğum günlerini öğrenerek, o günlerde küçük hediyeler verin. Onlara, şirket bülteni göndererek, yeni çalışmalarınızdan, başarılarınızdan sözedin. Ücretsiz seminerlere çağırın. Kısacası, onlarla sürekli iletişim içinde kalarak, sizi 'aileden biri' gibi hissetmelerini sağlayın.
DESTEK SERVİSİNDEKİ PERSONELİNİZİ EĞİTİN
Pek çok şirket, satış departmanındaki personeline, diğer departmanlardan daha çok önem verir. Oysa, mevcut müşteriyle iletişimi kuracak olanlar, müşteri destek departmanının uzmanlarıdır. Satış ve pazarlama bölümünüz için ayırdığınız eğitim bütçesini, destek departmanına da ayırın. Bu yazı email ile geldiği için kaynak verilememiştir. Yazarın talebi halinde hemen gösteririz.

İstanbul Teknik Üniversitesi bilim merkezi açıldı

zaman: 16:38 0 yorum
Aslında bu blog konusu ile direkt ilgisi yok ama geleceğin bilim adamlarının iş fikirlerine kolay ulaşmasını sağlayacak ve yaratıcılıklarını artıracak bir proje oldugu için yazmak istedim.

Optik yanılsama, mekanik, enerji, matematik, DNA, uzay, uçak, titreşim, dalga, ses ve fizik ile ilgili birçok teoriyi uygulama yoluyla öğreten 120 adet eğitici birimden oluşan bilim merkezi, gençlere merak ve hayal ettikleri ile nasıl ve nedenlerine ilişkin çözümler sunuyor.

3 bin 500 metre kare alan üzerine kurulu merkezi ziyaret eden öğrenciler, bilimsel kavramları uygulamalı olarak görme ve öğrenme olanağına sahip olacak.Merkezde görevli eğitmenler, öğrencilere hem eğitim birimlerinin nasıl çalıştıkları konusunda yardımcı olacak hem de öğrencilerin sorularına cevap verecek.

İTÜ Taşkışla Yerleşkesi'nde oluşturulan bilim merkezinin açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Faruk Karadoğan, yapılan bir yanlıştan dönebilmenin mutluluğunu yaşadıklarını, gençlere bilimin güzel yüzünü en ilginç deneysel düzeneklerle sunma olanağına yeniden kavuştuklarını söyledi. Karadoğan, "Kapatılan ve dağıtılan Deneme Bilim Merkezi sıfırdan başlanarak yeniden kurulmuş bulunmaktadır. Gençler, eğlence içinde bilime yaklaştırılacak, öğrenmenin, öğrenmek için sorgulamanın önemine en doğal yoldan burada ulaşacaklar" dedi.

Merkezin 3 yıllık bir çalışma sonucu bugünkü yapısına kavuştuğunu, yapılan çalışmaların da sürekli olması için birtakım tedbirler aldıklarını anlatan Karadoğan, önlemlerin başında atölye kurulması ve bu işe devam edecek elemanların bulunmasının geldiğini söyledi.

Bilim ve toplum parkları projesi kapsamında üniversitenin Ayazağa Yerleşkesi'nde Havacılık Bilim ve Toplum Parkı'nın temelinin atıldığını belirten Karadoğan, Doğa ve Bilim Tarihi Müzesi, Madencilik ve Deprem Bilim ve Toplum parkları çalışmaları da yapıldığını kaydetti.Bilim merkezinin, üniversitenin Ayazağa'daki bilim ve toplum merkezlerine bağlanması için ITU Ayazağa metro inşaatının hızlandığını belirten Prof. Dr. Faruk Karadoğan, "İstanbul'un her yerine toplu taşıma yapılabilecek ve daha çok gencimiz bu olanaklardan yararlanabilecek. Daha çok şey öğrenecek ve daha sorgulayıcı bireyler olacaklar" dedi.

İTÜ Bilim Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Murat Çakan da, İstanbul'da alanında ilk merkez olmayı planladıklarını söyledi. Çakan, gençlerin deneme yoluyla öğrenme yeteneklerini geliştirmek istediklerini belirterek, merkeze 2 aylık deneme sürecinde randevu ile öğrenci kabul edeceklerini, daha sonra ise öğrencilerin aileleri ile buraya gelebileceklerini dile getirdi. Merkeze Taksim'den kolayca ulaşılabildiğini vurgulayan Çakan, yaklaşık 100 gösteri ve eğitim birimi vasıtasıyla gençlerin bilimi deneyerek öğrenebileceklerini söyledi.

Resim İTÜ vakfı dergisi kasım 2007 sayısından alınmıştır.

2 Ocak 2008 Çarşamba

Sizin fikir ve ürünleriniz

zaman: 11:45 0 yorum
Sizin veya firmanızın yeni ürün, fikir ve başarı öykülerinizi gönderirseniz yayınlamak isteriz. Böylece farklı kişilerin düşünceleri birbirine fikir vererek yeni gelişmelere yok açabilir.
Bu yazıya site veya düşüncenizin bir linkini yorum olarak yollayabilir veya bir email atabilirsiniz.

14 Aralık 2007 Cuma

Bir mezuniyet konuşması

zaman: 13:24 0 yorum
Steve Jobs'un Stanford Üniversitesinde yaptığı mezuniyet konuşmasını birçok kişi izlemiştir. Bu hayat dersi veren güzel konuşma (email ile gelince) burada da olsun istedim.
Siyah cübbenin altında kot pantalon ve sandaletleriyle Steve Jobs. Stanford Üniversitesi mezuniyet töreni. 12 Haziran 2005. Stanford Stadyumu; 4.662 mezun, 23.000 izleyici.
“Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden hiç mezun olmadım. Doğruyu söylemek gerekirse, mezuniyete en yaklaştığım an da bu an!
Sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek birşey değil. Sadece üç hikaye.
İlki noktaları birleştirmekle ilgili.
İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım?
Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti. Beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı. Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: “Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?”. Onlar da “tabii ki” diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti. Ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu.
Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.. Sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.
Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum. Çok güzeldi. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü.
Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti. Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim. Çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu. Ama on sene sonra, ilk Macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac’te kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı.
Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi. Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı.
Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Bir şeye güvenmelisiniz - tanrıya, cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.
İkinci hikayem sevgiyle ve kaybetmekle ilgili.
Hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydım. Woz (Steve Wozniak) ve ben Apple‘ı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk. Çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü. En nadide ürünümüz Macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım.
Ardından kovuldum.
Kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? Şöyle: Apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti. Fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu. Bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı. Sonuçta 30 yaşında dışarıda kalmıştım. Hem de herkesin gözü önünde. Hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı.
Birkaç ay ne yapacağımı bilemedim. Bir önceki girişimci nesli yüz üstü bırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim. Dave Packard ve Bob Noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim. Fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm. Fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı, yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim. Apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti. Dışlanmıştım ama hala aşıktım. Ve yeniden başlamaya karar verdim.
O zaman farkına varmamıştım ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim. Hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim.
Sonraki beş sene NeXT adında bir şirket kurdum, Pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum. Pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi Toy Story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz. İnanılmaz olaylar zincirinden sonra, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a döndüm ve Apple’ın yenilenmesinin kalbinde NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor. Ve Laurence ile harika bir aile kurduk.
Apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağından son derece eminim. Tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı.
Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. Sakın inancınızı kaybetmeyin.
Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.
Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.
Üçüncü hikayem ölüm hakkında.
On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:
“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”
Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.
İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.
Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.
Bir yıl kadan önce bana kanser teşhisi kondu. Sabah 7:30?da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu. Bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler. Bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti. Bu, aileniz rahatı için gerekli herşeyin kısa zamanda yapılması demekti. Bu veda etmek demekti.
Bütün gün o teşhisle yaşadım. Akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar. Ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi. Benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş. Ameliyat oldum ve şimdi iyileştim.
Beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam. Bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır.
Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.
Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.
Gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, The Whole Earth Catalog adında inanılmaz bir yayın vardı. Menlo Park yakınlarında yaşayan Steward Brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı. Size anlattığım bu olay, 1960′lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı. Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir Google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu.
Stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar. 1970′lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım. Son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri.
Fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: “Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish).” Aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu. Aç Kalın, Budala Kalın. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:
Aç Kalın, Budala Kalın.
Hepinize çok teşekkür ederim.”
Steve Jobs.
Orijinal konuşma videosu için :
http://www.dailymotion.com/video/x3j81k_steve-jobs-ac-kal-budala-kal-alt-ya_people

10 Eylül 2007 Pazartesi

Hafızanızı güçlendirmek için 10 alıştırma

zaman: 16:38 0 yorum
Hafızanızı basit alıştırmalarla güçlendirebilirsiniz. Kolaylıkla her yerde çok zaman harcamadan yapabileceğiniz bu 10 alıştırmayla güçlü bir hafızaya sahip olabilirsiniz.Uzmanlar düzenli uygulandığında çok başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.

Ters el alıştırması: Sağ elinizi kullanıyorsanı z, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veya çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz üreticiliğinizi kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.

Çocuk oyunu alıştırması: İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası, duyularınızı alışık olmadığınız tarzda kullanın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini arttırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.

Harf alıştırması: Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Örneğin, çift t ve m'lerin üzerini işaretleyin. Bir sonraki aşamada, kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken, kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin canlanmasını arttırır.

Polisiye alıştırması: ''Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım?'' gibi, genellikle polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplamayı da unutmayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.

Yürüyüş alıştırması: Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki, bacağınızı indirirken, kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.

Ressam alıştırması: Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya sevdiğiniz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder.

Ajan alıştırması: Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece, sadece sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime hazinenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma, acil plaka ezberlemeniz gerektiği durumlarda çok işinize yarayabilir.

Resim alıştırması: Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Örneğin, mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarırsınız.

Otobiyografi alıştırması: Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de. Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.

Hipnoz alıştırması: Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacağı nız bir cümle belirleyin. Örneğin, Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim cümlesini tekrarlayabilirsini z. Bu alıştdz. Ayrıca kısa hafızanızırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız

28 Ağustos 2007 Salı

Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramaliyiz

zaman: 12:18 0 yorum
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.
Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla,sonra 20 adım;cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla"
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyutekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap yok
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Hala cevap yok
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"Gene cevap alamamış
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"

Hikayenin ana fikri: Belki de genelde düsündügümüz gibi problem daima karsimizdaki kisilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramaliyiz


Ayni dili konusanlar degil,Ayni duygulari paylasanlar anlasabilir.
Mevlana

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Özgürlük ve ilk karar

zaman: 13:44 0 yorum
Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış olan kralın yanına gider.
Krala şunu sorar'Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?'
Kral 'Elbette' der,'Kaç bacağın var senin? '
Adam soruya şaşırarak 'İki efendim' der.
Kral 'Pekâlâ, tek bacağının üstünde durabilir misin? '
'Elbette' diye cevap verir adam.
Kral 'O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver'.
Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir.
'Tamam' der kral' Simdi de öteki bacağını kaldır.'
Adam şaşırır 'Bu imkânsız kralım' der.
'Gördün mü? ' der kral 'Özgürlük budur.
Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil.
'Tiziano Terzani'nin "Atlıkarıncada Bir Tur Daha" adli kitabındaki bu küçük öykü yıllardır tartışılan özgürlük kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeme yol açtı.
Hayat gerçekten böyleydi. İlk kararı alıyordun ve gerisi o ilk karara bağlı olarak gerçekleşiyordu. Hayat hata kabul etmiyordu. İlk kararın doğruysa işler yolunda gidiyordu ama eğer yanlış bir karar aldıysan, her şey zincirleme yanlış gidiyordu.
Mesela mesleğini seçerken... Hasbel kader, iyi düşünmeden, yeteneklerinin farkında olmaksızın bir meslek seçtiğinde ömur boyu işini zorla yapmaya mahkûm oluyordun. İşinin başındayken başka bir is yapmayı özlüyordun. Ama biliyordun ki; özgürlüğünü kullanmış ilk kararı vermiştin ve yeniden başlama cesaretin yoktu.
Bazı insanlar vardı hayatta... Onlar ise her şeyi artlarında bırakıp yeniden başlayacak kadar cesurlardı. Ama sen onlardan biri olamıyordun. Bunca emek bunca çalışmayı sanki çöpmüş gibi bir çırpıda atıveremiyordun. Oysa göz ardı ettiğin bir şey vardı. Hayat çok kısaydı ve mutsuz olduğun islerle zaman öldürmek ayni zamanda ruhunu öldürmekle es anlamlıydı.
Evlilik konusunda da iyi karar vermek gerekiyordu. Yanlış bir karar ayni evde yasayan iki düşman yaratabilirdi. Ask zorunluluğa dönüşebilir ve hayatini cehenneme çevirebilirdi. İlk kararı alıyordun, bu konuda özgürdün ama devamında senin kararına bağlı olmayan pek çok şey gerçekleşiyordu.
Hayat kararlardan ibaretti ve kararlar birer kibritti. Dogru yerde ateşlediğinde seni ısıtacak ateş, çorbanı kaynatacak ateş oluyordu, yanlış yerde ateşlediğin vakit ise içinde bulunduğun evle birlikte seni de yakıyordu.
Hayat öyle basite alınacak bir oyun değildi. Oyunun kurallarını bilmen ve ona göre oynaman gerekiyordu.
Ama çoğu zaman oyunun kurallarını bilmek yetmiyordu.Çok daha önemli olan başka bir şey vardı. Kendini bilmek... Ne istediğini, neyin seni mutlu edeceğini ve kim olduğunu, neler yapabileceğini bilmek. Ve kararlar birer kibritti... Ya kendini yakıyordun ya da işitiyordun.
Bu da emaille gelen bir yazı. Kanağını bilmiyorum. Kaynağını bilen ve gönderen olursa link vermek isterim.

12 Haziran 2007 Salı

Pazarlama tanımları

zaman: 17:36 0 yorum
Aşağıdaki yazı bir email ile geldi. Aslında be zengin adam büyüleyici kız örneğinde şüphem var ama yine de yorum gelir mi ya da nasıl yorum olur diye merak ettim ve yolladım.
Pazarlama Nedir? (*)

Bir profesör, yüksek lisans öğrencilerine pazarlama kavramlarını anlatıyordu:
1. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına giderek 'Çok zenginim. Evlen benimle!' dediniz. Bu, doğrudan pazarlamadır.
2. Bir grup arkadaşınızla katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Arkadaşlarınızdan biri kızın yanına gitti ve sizi işaret ederek kıza 'O çok zengin. Evlen onunla!' dedi. Bu, reklamdır.
3. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün arayıp 'Çok zenginim. Evlen benimle!' dediniz. Bu, telepazarlamadır.
4. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Kalkıp kravatınızı düzelttiniz, ona doğru yürüyüp içkisini tazelediniz, arabanın kapısını açtınız, çantasını düşürünce eğilip aldınız, küçük bir gezinti teklif ettiniz ve sonra 'Bu arada ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?' dediniz. Bu, halkla ilişkilerdir.
5. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanınıza geldi ve 'Duyduğuma göre çok zenginmişsiniz. Benimle evlenir misiniz?' dedi. Bu, marka bilinirliğidir.
6. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp 'Ben çok zenginim. Evlen benimle!' dediniz. Suratınıza okkalı bir tokat yapıştırdı. Bu, müşteri geribildirimidir.
7. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp 'Ben çok zenginim. Evlen benimle!' dediniz. O da sizi kocasıyla tanıştırdı. Bu, arz-talep uyuşmazlığıdır.
8. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaştınız, ama siz birşeyler söyleyemeden önce biri gelip ona 'Ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?' dedi ve kız onunla gitti. Bu, sizin pazar payınıza göz koyan rekabettir.
9. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp 'Ben çok zenginim, evlen benimle!' diyecekken karınız geldi. Bu, yeni pazarlara girememektir. (*)
Bu yazı, Marjinal Reklam ve Tanıtım Şirketinin 'Marjinal Yaklaşımlar E-bültenleri'nin 03 Nisan 2007 tarihli nüshasından alınmıştır.

31 Mayıs 2007 Perşembe

Bu iş için yaşlıyım demeyin, başlayın

zaman: 15:13 0 yorum
Aslında bu blogda ilginç bulduğum ürünler ve iş fikirlerini yazmak istemiştim Fakat bu işleri yapmak için insanın motivasyona da ihtiyacı var.
Eğer herkes bu iş için yaşlıyım, eğer imkanım olsa bu işi yapardım, artık eskisi gibi işyapma imkanı yok diye düşünseydi kimse birşey üretemezdi.
Gelen bir emailde gördüğüm bazı bilgileri yayınlamak istedim. İsim oladığı için referans veremiyorum ama güzel derlenmiş. Buna benzer yazılar varsa gönderirseniz yayınlamak isterim.
Yaşlandım artık yapamam demeyin:
  • Kristof Kolomb Amerika’yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.
  • Pasteur kuduz asısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
  • Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.
  • Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.
  • Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.
  • Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.
  • Nobel ödüllü Alman doktor Albert Schweitzer 88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
  • Ressam Titian 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. "Lepanto Savaşı" adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı.
  • Dört defa İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez göreve geldiğinde yaşı 83'du.


Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.

Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.

"Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır." William GLADSTONE

E bu kadar motivasyondan sonra, yapmak istediğiniz bi iş varsa başlayın artık.

Labels

2013 İŞ FİKİRLERİ 2015 İş Fikirleri 3 Boyutlu Dekorasyon Para KAZANDIRIYOR Adsense Alternatifi affiliate Affiliate Programlar ahşap aksesuar Altın Fırsatlar bahçe BALIKÇI TEKNELERİ BALIKÇILIK banka bayilik Bayilikler bilgi CAZİP İŞ FİKİRLERİ çağrı merkezi çevre Çikolata İstasyonu Bayilik Veriyor deniz yat dış ticaret duyuru düşüncelerim eğitim ek gelir Ek Gelir Elde Etmek ek iş ekoloji en cok kazandiran meslekler et ve balık kurumu et ve balık kurumu bayilik et ve balık kurumu franchise etkinlik ev dekorasyonu ev işi evcil hayvanlar Evde Oyuncak Yapımı ile Ek Gelir Kazan Evden Para Kazandıran Fikirler farklı is fikirleri farklı ürün franchise franchising freelance fuar genç girişimci yarışması 2012 genel saglik sigortasi gıda girisim is fikirleri Girişimciler Soğuk Sıkım Yağ Üretebilir Girişimcilik giyim Gösterim Bazlı Kazanç Sistemleri Gösterim Bazlı Para Kazandıran Reklam Firmaları güneş güzel sözler haber HAYVANCILIK İŞ FİKİRLERİ hepsiburada hizmet hobi İhracat inovasyon internet internet is fikirleri internetten para is fikirleri iş Fikirleri İş Fikirleri İŞ FİKİRLERİ 2012 İŞ FİKİRLERİ 2013 İŞ FİKİRLERİ SERMAYESİZ İŞ FİKİRLERİ YENİ iş fikri iş ilanları Kadınlara Özel İş Fırsatı kariyer kariyer fırsatı KEKİK YETİŞTİRİCİLİĞİ kiralama kişisel gelişim kobi kobi fikirleri konser kosgeb linkwise maden mağaza otel meyve mobilya motivasyon mutfak müzik ofis ONLİNE İŞ FİKİRLERİ Online Kazanç Rehberi online para kazandiran Online Para Kazanma Fırsatı organizasyon oyun-eğlence pazarlama personel alım ilanları petshop peyzaj PORTEKİZ İHRACAT reklam risk sermayesi sağlık SANAL İŞ FİKİRLERİ satış ve pazarlama SERMAYESİZ İŞ YAPMAK ALSATYAPSAT servis seyyar sınav sigorta Sitenden Para Kazan sokak Son Yılların 5 Trend İş Fikri spor su tasarrufu sunum tanıtım tarım TARIM İŞ FİKİRLERİ tasarım tasarimcilar taşıt teknoloji tekstil Trend İş Fikirleri turizm Türkiye'den tv üretim is fikirleri Web Site Yöneticisi Kazanç Rehberi WEB SİTENİZDEN PARA KAZANIN Webden Para Kazan WEBSİTENİZE REKLAM ALIN PARA KAZANIN yabancı yabancı siteler yarışma yazitör starter yemek yeni is fikirleri yeşil pasaport yotube YouTube’un Türkiye Reklam Açılımı YURTDIŞI İŞ BİRLİĞİ TEKLİFLERİ zemin duvar
 

Alsat Yapsat "Para Kazandıran Fikirler" Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review